Mersin’de dünyaya gelen Kuriş, özellikle İslam’ı çağdaş bir perspektiften yorumlama çabası, kadın hakları konusundaki cesur söylemleri ve dini yapılarla olan eleştirel ilişkileriyle tanınmıştır.
Ancak hayatı, özellikle 1998 yılında Hizbullah tarafından kaçırılması ve sonrasında yaşanan işkencelerle sonlanmıştır. Kuriş, 555 gün süren kayboluşunun ardından, Konya'nın Meram ilçesinde Türkiye Hizbullahı'na ait bir "ölüm evinin" bodrumunda ölü olarak bulunmuştur.
GENÇ YAŞTA EVLİLİK VE İSLAM’A YÖNELİK ARAYIŞ
Konca Kuriş, 16 Ekim 1961 tarihinde Mersin'de dünyaya geldi. 16 yaşında evlendiği Orhan Kuriş ile beş çocuk sahibi oldu. Ancak, geleneksel bir yaşam süren Kuriş, ilerleyen yıllarda dini inançlarını ve toplumsal duruşunu yeniden şekillendirmeye karar verdi. 1987 yılında kayınpederinin bağlı olduğu Nakşibendi tarikatıyla tanışan Kuriş, başlangıçta bu akıma ilgi gösterse de zamanla tarikatların İslam’a olan etkisini sorgulamaya başladı. O, Allah’a ulaşmanın yolunun tarikatlar ve dini cemaatlerden geçmediğini savunarak, daha bireysel ve doğrudan bir ilişkiyi savundu.
KUR'ANCILIK VE DİNİ YORUMLARIN YENİDEN ELE ALINMASI
Konca Kuriş, geleneksel dini yapıları ve cemaatleri eleştiren bir düşünür olarak dikkat çekti. Kur’ancılık akımını benimseyerek, İslam’ı çağın aklıyla yeniden yorumlamanın gerektiğine inandı. Bu görüşü, özellikle muhafazakar dini çevrelerden büyük tepki aldı. Kuriş, İslam'ın çağdaş yorumlarını savunarak, başörtüsü gibi dini semboller konusunda da farklı bir duruş sergiledi. Kuran’da başörtüsünün zorunlu olmadığını vurguladı ve İslam’ın özünde kadın-erkek eşitliğine dayalı bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Bu bağlamda, çok kadınla evlilikleri de eleştirerek, kadınların erkeklerle yan yana namaz kılabileceğini savundu.
KADIN HAKLARI VE BAĞIMSIZ KADIN DERNEĞİ
Konca Kuriş, sadece dini alanda değil, toplumsal alanda da önemli bir figürdü. Kadın hakları için verdiği mücadele, onu Mersin’de Bağımsız Kadın Derneği'ni kuran isimlerden biri yaptı.
Teyzesi Necla Genç ile birlikte yürüttükleri çalışmalar, kadının toplumdaki yerini güçlendirmeyi hedefleyen projelerdi.
Kuriş, bu alandaki mücadelesiyle hem Türkiye’deki dini yapıları hem de kadınların karşılaştığı toplumsal baskıları sorgulayan bir duruş sergiledi. Bu sebeplerle, özellikle Hizbullah gibi radikal dini örgütler tarafından hedef alındı.
HİZBULLAH’IN HEDEFİ VE KAÇIRILMA OLAYI
Konca Kuriş’in eleştirel bakış açısı ve kadın hakları konusundaki görüşleri, onu özellikle Türkiye Hizbullahı ve diğer radikal dini yapılarla karşı karşıya getirdi.
Kuriş, İslam’ın dogmatik yorumlarını reddettiği ve kadınların hakları konusunda özgürlükçü bir yaklaşım sergilediği için, Hizbullah gibi yapılar tarafından tehdit edilmekteydi. Kuriş, bu tehditlere rağmen, görüşlerinden geri adım atmadı ve sürekli olarak İslam’ı özgürlükçü bir çerçevede yorumlama noktasında ısrar etti.
16 Temmuz 1998’de, Konca Kuriş evinin önünden gece yarısı kaçırıldı. Eşi Orhan Kuriş’in etkisiz hale getirilmesinin ardından, Kuriş, Hizbullah üyeleri tarafından 35 gün boyunca işkenceye tabi tutuldu.
Kuriş’in kaçırılmasından ve işkence edilmesinden sonra, Hizbullah tarafından sorgulama amacıyla bir "ölüm evi" olarak bilinen mekanda tutuldu. Bu süreçte, işkenceler katilleri tarafından kaydedildi. Kuriş’in ölümünden sonra, bu kayıtlara ulaşıldığı ve olayın detayları gün yüzüne çıktı.
CESEDİ VE ÖLÜMÜNÜN BULUNMASI
Konca Kuriş’in cesedi, 23 Ocak 2000 tarihinde, Türkiye Hizbullahı’na yönelik düzenlenen operasyonlar sırasında Konya'nın Meram ilçesinde bir Hizbullah evinin bodrumunda bulundu. Yapılan ön otopsi raporlarına göre, Kuriş’in ölümünün üzerinden 8 ila 10 ay geçmişti. Bu, Kuriş’in 1998’de kaçırılmasından sonra ölümünün uzun bir süre gizli tutulduğu ve katillerin, cesedi saklamak için kapsamlı bir şekilde harekete geçtikleri anlamına geliyordu.
HİZBULLAH’IN SORUMLULUĞU
Türkiye Hizbullahı, Konca Kuriş’in kaçırılması, işkence edilmesi ve ölümünün sorumluluğunu resmi olarak üstlendi. Kuriş’in öldürülmesinin ardından Hizbullah’a karşı yürütülen soruşturmalarda, cinayetle ilgili önemli bulgulara ulaşıldı. Ancak, Konca Kuriş’in öldürülmesinin ardında yatan sebeplerin toplumsal ve dini boyutu, Türkiye’nin geniş bir kesiminde hala tartışılmaktadır.